Çocuklar[1][2], büyükler gibi çevrelerinden etkilenirler ve kişilik yapıları “hamur” gibi esnek iken zamanla oturur. Yapılan bir hata istenmeden de kişilikte izler bırakır, kalan hayatında insanlar o etkiler sebebi ile davranışlarını belirlerler.

 

Teknoloji ister istemez özellikle son 100 yılda çok büyük bir hızla gelişiyor. Bu hızlı gelişmenin ana nedenleri “iletişim”e olan ihtiyaç, “bilgi”nin zamanında taze olarak hedefine ulaşması ve ülkelerin diğer ülkelere üstünlük kurma istekleridir.

 

Günümüzü sadece 10 yıl öncesine bile baktığımızda, bir anlığına kendi neslimizin şimdiki nesle göre çok geride kaldığımızı düşünebiliriz. Zamanın neler getirebileceğini bilim adamları bile kestirmekte güçlük çekiyorlar. Örneğin her 18 ayda bir bilgisayar sistemleri nerede ise tamamen yenileniyor. (Moore yasası[3]) İşletim sistemleri bir sonraki sürümlerinde nerede ise tanınamaz hale geliyor.

 

“Devamlı bir eğitim ve öğretim süreci” içinde olunmaz ise, yeni sistem ve sonra gelen değişime ayak uydurmak iyice zorlaşmıştır. Çocuklar bu konuda daha fazla fırsata sahiptir. Yeni bir beyin yenilikleri daha iyi kavrar. Çünkü eski sistemle yetiştirilmiş insanlar eski düzen üzerine yeni düzen kurmakta zorlanırlar.

 

Zararlı içeriğe sahip internet ortamı korkulacak bir konu değildir. Yazılım firmaları bu konuda kanunlara uygun çözümler geliştirerek yasadışı, istenmeyen içeriğe kolayca ulaşılmasını engelliyorlar. “Güvenlik” artık ilk düşünülen ve çözüme kavuşturulması gereken sorundur.

 

Bir yandan da çocuklar ve büyükler istedikleri bilgiye, içeriğe daha fazla yollardan ulaşabiliyorlar. Mesela ilk cep telefonlarında kısa mesajlar ile iletişim yaygınlaşmıştı. Şimdi ise hemen her evde internet var ve anında flash destekli animasyonlar, okuması kolay kitaplar, sesli ve görüntülü iletişim, oyunlar, forumlar, haber siteleri sayesinde özgür olarak artan paylaşım sağlanıyor.

 

Çocuklar için özel olarak eğitime gerek kalmadan kolayca bilgisayar kullanabiliyorlar, aynen cep telefonlarını herkesin rahatça öğrenmesi gibi. Fare kullanmasını bilen birey oyun, sohbet gibi etkinliklere “sanal” gibi gözüken bir ortama katılır. Gerçekte ise uluslar arası olan internet ağında yeni arkadaşlıklar edinerek daha fazla sosyalleşmektedir.

 

Çocuklar için özel hazırlanan internet sayfaları ve yazılımlar ile öğrenme daha etkili bir şekilde gerçekleşmektedir. Bunun televizyon ile gerçekleşmesi mümkün olsa da “etkileşim” olmaması nedeni ile eğitim yarım kalmış sayılır.

 

Yeni teknolojiler yeni “hastalıkların” ortaya çıkmasına neden olmuşlardır. Uzun süre bilgisayar başında duran insanlarda boyun, göz, bilek ve bel rahatsızlıkları meydana gelebilir. Bir mp3 çaların yüksek sesle uzun süre dinlenmesi kulakta geçici veya kalıcı hasarlar oluşmasına sebep olabilir. Çabuk sıkılan, rahatsız, saldırgan kişilikler olabilirler. Çocuk ve ebeveyn arasındaki boşluk daha da artar.

 

Bir yandan da teknoloji insanlara fayda sağlarken “fazlası zarar” verebilmektedir. Aileler çocuklarını tamamen kısıtlamaları yerine daha güzel çözümler üreterek, karşılıklı güven ile sorunları büyümeden aşabilirler. Bozulmuş bir şeyi tamir ile uğraşmak yerine, baştan önlemler ve kurallar belirleyerek zarar en aza indirilebilir.

 

Teknoloji “fobi” olarak algılanmamalıdır. Teknoloji, gençleri psikolojik ve sosyal açıdan suçlulara çevirmez. İyi tarafları ve kötü tarafları ile “dijital dünya” çocukların gelişimini hızlandırır.