Alıntı: penguen dergisi  www.penguen.com/yazilar.asp?gun=20060913

   "Çatal bıçak kaşık üçlüsünden en samimi kaşıktır. Kaşık bizdendir. Kaşığın eli boldur. Kaşık hep dolu dolu verir. Eli hep cebindendir. Cömerttir. Sömürmeyeceksin ama. Sömürürsen çok sinirlenir. Kepçe olur, beynine iner. Ölçüyü kaçırmayacaksın. Kaşık ölçü kaçırmaz. Onun ölçüsü bellidir. Ölçü ile. Onun bir ölçüsü var, o ölçü üzerinden.

   Çatal asla kaşık gibi değildir. O verme konusunda gönülsüzdür. Kaşık gibi bol kepçeden değil de tadımlık verir. Elittir. İnceden biraz da sinsidir. Nezihin yanındadır. Soğuktur insana. Öyle pek cana yakın değildir. Misal bakın, salatayı kaşıkla yediniz mi hiç, yediniz değil mi. Ne kadar tatlı geldi değil mi? Peki aynı salatayı çatalla yediğinizde ne oldu? Bir soğukluk oldu değil mi? Kaşıkla dalmamak, salatayı olancasıyla ağzına götürmemek için kendinizi zor tuttunuz değil mi? İşte bu da kaşığın ne kadar toprağım, çatalın ne kadar gayr olduğunun en büyük ispatıdır. Çatal soğuktur. İyi değildir. Çatal tadımızı kaçırır.

   Bıçağa gelince, kendisi yaverdir. Çataldan kaşıktan fırsat bulup da ön plana çıkamaz hiçbir zaman. Eziktir. En fazla et keser, ekmeğimize yağ çalar. Kesinlikle bizimle direkt muhatap olmaz. Olmak istemez. Eti keser, çatala teslim eder. Ekmeğimize yağı çalar, geri plana çekilir. Direkt bir ilişki içerisine hiçbir zaman girmez bizimle. Girmek istemez.

   Ha şunu yapmıyor muyuz: Diyelim ekmeğimize sarelle sürdük. Doğal olarak da o sarellenin birazı bıçağın üstünde kaldı. Eğer insan içinde değilsek, o bıçağı yalamıyor muyuz? Yalıyoruz. Bence yanlış yapıyoruz. Çatal belki bunu kendine dert edinmeyebilir. Kaşık hiç umursamaz. Ama bıçağın zoruna gider. O ki, sizden köşe bucak kaçıyor. Siz onu yalnız kaldığınızda yalıyorsunuz. Olacak iş değil."